15 Ağustos 2011 Pazartesi

Kıyıköy (Gezdik-Gördük-Yedik-Geldik) - 2

Sahil bize aitti demiştim..


 Yandan akan derede su yılanları var :) Su yılanları ile oynadık..

 

 Dereyi ve  su içmeye gelen inekleri seyrettik..


 
 Günü öyle tamamladık.

 Akşam yemeğinde yine balık vardı.. Bu sefer levrek aldık.. yine aynı mekan. Yine aynı pazarlık. 7 Levreği 20 TL.ye aldık.
 

 Mangalımızı yaptık. Aynı kadro yedik yemeğimizi.. Gecenin devamı klasik.. Çadır-Kitap-Uyku..

 Sabah erken kalktım yine. Bu sefer Ayten’i de kaldırdım. 
Önce Liman kahvesine çay içmeye gittik. Yani aslında Ayten çay içti ben portakallı oralet. 
Ayten çayın şahane olduğunu söylüyorsa öyledir. Ben çaydan anlamam. Birde siz deneyin Liman kahvesinde Aykut beyin çayından. Kendiniz karar verin :)
 Kahvenin camlarında Atatürk resimleri var. Aykut’un kolunda Kemal Atatürk imzası. 
Aslında köyün pek çok yerinde Atatürk resimleri ve Bayrak var. Cumhuriyetçi, Atatürkçü bir köy. 
Pek çok kişinin kolunda Atanın imzası dövme olmuş.   
Hatta maddi durumu yetmeyen bazı genç kardeşlerimizin imzayı kollarına keçeli kalemle yazmış olduğunu bile gördüm..

Yüreğine kurban Trakya!
 

 Çay faslından sonra sırada kahvaltı var. 

 Bugün keşfedeceğimiz mekan “Marina Cafe”. Köyde tepede yolun en sonunda sağda marina cafe. Yine köpeklerimizle girebildiğimiz bir cennet bahçesi. Asmalar, sarmaşıklar altında muhteşem Liman manzarası var cafenin. 
 

 


 Kahvaltı menüsü ise süper. Tereyag-kaymak-bal-recel-b​orek-domates-salatalik-bey​az peynir-kasar-koz patlican yogurtlu-cokelekli biber-siyah_yesil zeytin-baharatli karisim-banmalik zeytinyagi-Omlet-cay :)) Daha ne olsun.. Ve bu menü 12,5 TL! ..

 

 Ege ve Akdenizin fahiş fiyatları ve kötü hizmetleri bu sene çok konuşuluyor. Çok şükür Karadeniz işletmeleri ve halkı bu akımdan payını almamış. Hizmet dört dörtlük. Yemekler lezzetli..



Marina cafe’den sonra istikamet yine deniz.. Zaten dinlenmeye gelmedik mi? Ye-iç-yüz-yat tatilindeyiz.. Akşama kadar denizdeyiz.
 ---------


Bu akşam farklı bir şeyler yiyelim diyoruz ve mekan arayışına giriyoruz. Aya Nicola yolunda Selvez plajına doğru dönünce “Tarık’ın Yeri” ni buluyoruz.
 

  Arabadan inmeden sesleniyorum. “Bizim karnımız aç”. Buyurun diyor (Daha sonra adının Tarık olduğunu öğrendiğim bey).. “Ama köpeklerimiz var” diyorum.. “E bizim de var” diyor.. :)


Kıyıköy’de inanılmaz köpek populasyonu var. Çoğunluk sokak köpeği ama azımsanamayacak sayıda da Kopay var. Kopay bir çeşit av köpeği. Özellikle domuz avında kullanıyorlar bu yörede.
Yaz aylarında çoğu avcı köpeklerini salıyormuş. Köyde ve sahilde serbest geziyorlar. Havalar soğudu mu eve dönüyorlarmış. Ve bütün köpekler çok insancıl ve sosyal. Bizim köpeklerle de hiç sorun yaşamadılar. Velhasıl Trakyanın sadece insanı değil köpeği bile cana yakın..

Tarık’ın yerinde kalmıştık.. Burası dere kenarına konuşlanmış bir mekan. Gittiğimizde hava kararmak üzereydi çok gezemedik. 
Nehir üzerine loca şeklinde sallar yapmış Tarık bey. Ve onlarda servis veriyor. Tarık’ın yeri bir aile işletmesi. Eşi Hacer ve oğlu Murat yanında her daim..
 

 Manzara muhteşem!


İlk akşam biftek istiyoruz.   Etlerimiz pamuk gibi.. Trakyanın kekik dolu yaylalarından beslenmiş hayvanların etlerinden. Pek leziz! 
 

 Ortaya kocaman bir salata.. yanına patlıcan salatası vede 1 ufak rakı.. Bu arada gittiğimiz hemen heryerde özel bir köy ekmeği geliyor. Kıyıköyde fırın üretiyormuş. İnanılmaz lezzetli oda. 2 kişi tıka basa doyuyoruz. Gecenin sonunda ödediğimiz hesap 70 TL.. Buraya taşınmaya karar veriyoruz J


Gece çocuklar dere kenarında fasıl hazırlamışlar. Tunay darbuka çalıyor. Ender, Cemile, Değer ve diğer arkadaşlar şarkı söylüyor. Bizde eşlik etmeye çalışıyoruz genç arkadaşlara.. Saat 1 i buluyor. Ve çadırımıza yollanıyoruz. Gece benim fıtığım azıyor vede arabanın ön koltuğuna taşınıyorum. Ön koltukta sabahlıyorum.. Kampetin üzerine uygun bir sünger kestirmem gerek. Olmayacak böyle..
 ---
Sabah yine erken kalkıyorum. Ayten’i kaldırıyorum. Bu sabah ilk güzergah sahilde yürüyüş.

Kayalıkların sonuna kadar yürüdük.
 

 Sabahın 8’inde deniz muhteşem.

 Erken saatlerde olsa hava sıcak. Yürüyüş terletiyor. Sonucunda serin sular keyifli.. Kayalıkların hemen dibinde buz gibi kaynak suyu..  Elimizi yüzümüzü yıkıyoruz..
 

 Ve Dönüş yolu.. :)


 Limanda çay molası..



 Ve bugün kahvaltı için de yine Tarık’ın yerindeyiz
 Gündüz gözü ile de manzara böyle;


 Bu arada kahvaltımız geliyor..


 
 Kahvaltı yine çok güzel. Menü marina cafe ile aynı. Fiyatta aynı J 12,5 TL.

Mekanın işletmecisi Tarık bey de çok ilgili ve saygılı.
Bundan sonra tüm kahvaltılarımızı bu mekanda yapıyoruz.

Tarık’ın yeri sadece restoran değil. 2 çadır kamp alanı ve Pansiyonlar da var.
Çadır alanlarında dilerseniz kendi çadırınızı kurabiliyorsunuz. Çadır yeri kirası çadır başına 10 TL. Çadırı da oradan kiralayayım derseniz ikili çadırlar var mesela. 2 çift yada 2 çocuklu bir aile rahat kalır. 2 bölmeli çadır. İki tane çift kişilik yatak var içinde. Nevresimi, yastığı,yorganı.. Kapısının önünde yemek masası ve sandalyeleri ile. Günlük 25 TL.
Pansiyonlar değişiyor. Ama ortalama 3 kişinin rahat kalacağı pansiyon (tuvaleti banyosu var içinde) hafta içi 70 TL. günlük.
Cumartesi gecesi kişi başı 100 TL. Ama Kahvaltı ve akşam açık büfe yemek bu ücrete dahil!
Bu kadar kısa sezonu olan bir yerde 1 gecenin birazcık ücretli olması da anlayışla karşılanmalı. Çok geliyorsa çadıra buyurun :)
Büyük bir ateş alanları var. Akşamları etrafında toplanmalık. Gitar, şarkı, türkü, muhabbet..
Tarık'ın yeri için bilgi almak yada rezervasyon yaptırmak isterseniz : Tarık Çetin : 0 538 305 96 53
Alanı geziyorumi fotoğraflar çekiyorum. 
 

 


 


 Derede bolca balık var , balık tutmayı sevenler olta takımlarını almayı ihmal etmesinler. Derede ayrıca bolca tospağa var :) arada ekmekle besledik onları.

 

  Kahvaltıdan sonra yine sahil. Mide problemim vardır her daim. Biraz azıyor. Akşama kadar hastayım. Saat 8 de uykuya dalıyorum.

 
Sabah 8 de kalkıyorum. İlk iş Eczane..
Köyde sağlık ocağı var. Eczane var. İlkokul var. Belediye binası mevcut. Bunun dışında Marketler, büfeler ve pek çok bakkal, Kasap, Fırın, Pastane, Nalbur, İnternet cafe, Pansiyonlar, Kiralık evler, Berberler var. Yani ihtiyaç duyulan her şey var. Aman da şunu unuttuk! Dediğiniz herhangi şeyi köyde bulma ihtimaliniz çok yüksek.
Perşembe sabah kahvaltı yine Tarık’ın yerinde. Sonra deniz. Akşam yine Tarık’ın yerinde yemek.. :)
--
Cuma günü kapalı bir hava, dalgalı deniz.. 
Erken kalktığımızdan bugün henüz gidemediğimiz yerlere gidelim diyoruz.

Selvez koyu yolunu tutuyoruz. 
Selvez koyu ; Tarık’ın yerinden düz devam ediliyor. Yol tabelaları yardımcı oluyor. Çok bakir bir koy. Tesis olarak sadece barakadan bir cafe-büfe tarzı bir yer var. Karadeniz azmış olduğundan denize girmiyoruz.
 

 Biraz dolaşıp fotoğraf çekip geri dönüyoruz.


Kahvaltı yine aynı yerde. Kahvaltı sonrası Fındıklı kaynak çeşmesine gidiyoruz. Köpüşlerde serinlesin , denize de giremedik.. Çeşmenin orada Gönen’den yangın tüpü pazarlaması için gelmiş bir abi ile tanıştık. Ben suyun lezzetinden şikayet edince bana Gönen’den getirdiğibir şişe kaynak suyunu hediye etti. Allah razı olsun J

Daha sonra Belediye plajını ve Kaz Limanı sahilini ziyaret ettik.

Belediye plajı:
 

 Kaz Limanı:

 

 Farklı koyları gezdikten sonra sonuçta yine hergün gittiğimiz Limanın sağ tarafında dere ile birleşen sahile gittik.

 Deniz çok dalgalıydı. Biz yüzemesek de en azından köpeklerimiz derede oynayabilirdi.:)
 

 Limandan Karadeniz manzaraları..

 

 


 


 


Son akşam yemeğimizi çadırımızın önünde yemek istedik.

Pide, peynir, domates, biber, meyve suyu.. Allah ne verdi ise.. Çok da lezzetli oldu.
Masa başında uzunca sohbet.. Ve 23:30 civarı uyku..
Son 2 akşamdır olduğu üzere bu son geceyi de arabamın ön koltuğunda geçirdim. Laf aramızda cidden çok rahatmış :)
Sabah uyanış ve toplanış..
Liman kahvesinde vedalaşma..
Tarık’ın yerinde vedalaşma..
En kısa sürede tekrar görüşmek üzere dedik.. ve ayrıldık köyden..
Hafta sonu için tatilciler Kıyıköy’e doğru gelirken biz uzaklaşıyorduk..

Bu arada dönüş yolunda Bahçeköy’den  toprak kapta Manda yoğurdu ve Ekşimek almayı ihmal etmedik..

Bitti :)



13 Ağustos 2011 Cumartesi

Kıyıköy (Gezdik-Gördük-Yedik-Geldik) - 1


Geçen hafta tatil için Kıyıköy’e gittim arkadaşımla ve köpeklerimizle..
Yanımızda köpeklerimiz olacağı için en sakin olan ramazan ayının ilk haftaiçini seçtim. Çok da yerinde bir karar almışım. Herkes gider mersine biz gideriz tersine hesabı Pazar sabahı tatilciler evlerine dönme hazırlığı yaparken bizde yola çıkma hazırlığındaydık.

Kıyıköy, İstanbul’a 165 km mesafede. Kıyıköy’ün eski adı “Midye”..  Kırklareli’ne bağlı bir sahil kasabası. İstanbul Tekirdağ yolu istikametinde ilerliyorsunuz. Çerkezköy sapağından içeri giriyorsunuz. Sonra Saray, Bahçeköy sırası ile ve finalde Kıyıköy.

Kıyıköy’e vardığımızda saat 2,5 idi. Çadırımızı nereye kuralım diye bakınırken kaşla göz arası Face kendine dişi bir Husky bulmuş oyunlar oynuyor J Husky’nin sahipleri de onları izliyor. Bizim çadır yeri  için bakındığımızı öğrenince “biz kalkacağız isterseniz buraya kurun” dediler. Ve eşyaları boşaltmaya başladık. 15 dk içinde çadırlarımız kurulmuş eşyalarımız yerleşmişti.


O sıcakta denize koşmak yapılacak en mantıklı şeydi :)
Giydik mayolarımızı, aldık köpüşlerimizi doğru sahile.. Face de, Ceny de balık tadında köpekler. Ama cüsse olarak epey irice olduklarından insanlar ilk etapta tedirgin oluyor. O yüzden sahile indiğimizde genelde az insan olan kısımları tercih ediyoruz. Hem kendi, hem diğer insanların huzuru için.
Az evvel çadır yeri için yardım eden ağabeyler de sahildeydi. Face i görünce çağırdılar denize, ve bizim gireceğimiz yer belli oldu :)
İlk dakikalar çevreden insanların köpekler bir şey yapar mı, saldırır mı soruları ile geçti. Sonraki dakikalar ise çevredeki herkesin “Faceeee gel oğlum” “Cennyyy yakala kızım” nidaları içinde oyunlarla :) En son bir ara yaklaşık 7-8 kişilik bir çemberin ortasında face ile ortada sıçan oynuyorlardı :) Seviyorum oğlumun sosyalliğini … 



Cemile (17), Ender(16) ve Alpay(10) ile orada tanıştık.  Akşama kadar suda kaldık. Akşam yemeği için genç arkadaşlarımızla sözleştik.

Limanda balık satılıyor. 3 tane balıkçı var biz Cihan Balıkçıklık’tan aldık balıklarımızı. 3 Çipura 10 TL.. 7 taneyi 20 TL’ye aldık J  Salata malzemeleri ve diğer gereksinimleri köy içindeki marketlerden, bakkallardan vs temin ettik.
Akşam yemeği mangalda balık yanına bol salata.. Salatayı Cemile yaptı :) Ellerine sağlık.
Dere kenarında Ahmet abi’nin piknik masaları var. Aynı zamanda Ahmet abi derede gezebilmeniz için sandal, yunus vs de kiralıyor. Sadece derede gezmek için yada balık tutmak için kiralayabilirsiniz.  
Bu arada Kıyıköy balıkçı köyü. Ama asıl balık zamanı Eylül 15’den sonra. Kısmet olursa o zaman tekrar gitmek lazım..
Akşam yemeğinden sonra biraz sohbet ve sonrasında onlar evlerine gitti biz çadırlarımıza çekildik. Çadırlarımızın önüne koyduk sandalyelerimizi yıldızları seyrettik. Ve donduk! İlk gece çok soğuktu. Bir gece önce İstanbul da sıcaktan uyuyamazken burada battaniyelere sarılıp oturduk.



Biraz sohbetten sonra çadırlarımıza geçtik. Ben kitabımı okumaya başladım.
Yılmaz Özdil – İsim Şehir Hayvan… 









Ertesi sabah 6:45 uyandım uykumu gayet almış bir şekilde. Ayten uyuyordu. Ceny ve Face’i alıp yürüyüşe çıktım. Dere kenarında yaklaşık gidiş dönüş 3 km yürüdük. Yemyeşil doğa, mis kokan kekikler arasında ciğerlerim bayram etti.. 

 


Sonra çadıra döndüm baktım Ayten hala uyuyor giydim mayomu attım kendimi sahile, face ile tabi..
Sabahın körü itibari ile sahil bomboştu.. Deniz bildiğin akvaryum.. Ve hepsi bizim! :D
Sağım & Solum



Çadırlarımızı yakınına kurduğumuz dere deniz ile sahilde liman kenarından buluşuyor. Deniz suyu ile tatlı dere suyunun birleştiği yer epey sığ. Çocukların oynaması için de çok elverişli.
Yüzdük, oynadık, kitap okudum.. Face koştu, coştu…




Sonra Ayten ve Ceny de bize katıldı.
Yine yüzdük, dinlendik, kitap okuduk.. Face ve Ceny tatlı suda da yüzdüler/yıkandılar..



Saat 11 civarı kalkıp kahvaltı için yer bakındık.
Tepede deniz manzaralı “Kartal Çay Bahçesi”ni önerdiler gittik.. Muhteşem manzarası var.


O sıcakta rüzgarlı bir tepede alabildiğine yeşillik manzara finalde masmavi deniz ile buluşuyor. Ve siz kahvaltı ediyorsunuz.. Kahvaltı menüsünde neler olup bittiğini bilmediğimizden köy içindeki pastaneden böreğimizi alıp gelmiştik. Yanına kahvaltımızda geldi tam oldu.
Kahvaltı menüsü için vasar diyebilirim. Domates,salatalık,peynir,zeytin,çay.. Ama manzarası ve havası için orada kahvaltı edilir.. Birde ortaya tavada yumurta yaptırdık. Köy yumurtası. İstanbul’da yumurtanın sadece sarılarını kullanarak omlet yapsak bu kadar sarı olmaz! Lezzet muhteşem!
Her gittiğimiz yerde herkes hoş sohbet.. Misafirperver. Yabancıdır kazıklayayım durumu ise hiç yok. Kahvaltı vasat dedim ya fiyat da ona göre gayet ucuzdu. 2 kahvaltı + ortaya yumurta + 2 soda + 2 çay.. 15 TL verdik!
Ve bu arada heryere köpeklerimizle girebiliyor olmak da ayrı bir mutluluk bizim için. Denize gitmek için kalktık. “Şemsiyeniz var mı yoksa verelim kullanın giderken bırakırsınız” dediler … Şemsiyemiz yoktu! O gün ve sonrasındaki 5 gün daha o şemsiye ile gittik sahile..

5 sene evvel de gelmiştim Kıyıköy’e ama bu kadar gezememiştim. Sadece 2 gün kalmıştık. Ama Manastır vardı hatırlıyordum. Yerini sorduk, tarif ettiler. Denize inmeden önce oraya gidelim dedik.

Aya Nikola (hagia nichola) manastiri - M.S. 527-565 yıllarından kalma.. Kayalara oyulmuş manastır. Muhteşem bir tarih. Ama bakıma ilgiye araştırmaya ihtiyacı var. Girişinde bir roman vatandaşımız var, anlatıyor Manastırı.. İçindeki bir çok odayı o tımar etmiş. Devletin el atması gerek diyor. İç ana bölüme taş yığılmış. 3 büyük kapı farklı odalara açılıyor gibi duruyor. Ama taş engeller ve içeri dolan su yüzünden bu kısımlara ulaşılamıyor. Kimbilir içeride nasıl bir tarih nasıl arkeolojik eserler gizli.. Ve biz ilgilenmiyoruz. Oysa köy kale içi.. Sit alanı.. Evinize çivi çakacağınız zaman bin türlü izin almanız gerekiyor. Hemen 1 km yakınında bu manastır ise terk edilmiş gibi.

 





Aya Nikola’nın yaklaşık 200 mt ilerisinde kaynak suyu var. Lezzeti tartışılır.. En azından su konusunda çok seçici olan benim için. Ama bildiğin buz!! En kötü ihtimal elinizi yüzünüzü yıkar hemen yanıbaşındaki devasa Söğüdün altında dinlenir serinlersiniz. Fındıklı Çeşmesi..




Çeşmede verilen moladan sonra yine sahile yollandık..
Sahil bize aitti yine..


(Devam edecek..)

29 Temmuz 2011 Cuma

Müzik Kültürsüzüyüm!!!


Ben müzik kültürsüzüyüm..
Nereden çıktı diyeceksiniz .. Vallahi insanlardan çıktı..
Ne tür müzik dinlersin sorusuna “ Türk Halk müziği, Türk Sanat müziği, Rock, Metal, R&B, Arabesk vs.. “ diye yanıt verdiğim zaman bana “Senin de müzik kültürün hiç yok” diyen pek çok (aslen bana göre kendileri  kültürsüz)  insanla karşılaştım hayat boyu.

Neşet Ertaş, Arif Sağ dinleyen adam gidip Joe Satriani dinlediğinde kültürsüz neden olsun ki?

Orhan Gencebay’dan “Benim Dünyam” aşık olunduğunda en dinlenesi şarkılardan biri değil midir?
Diyelim ayrıldınız sevdiğinizden, Zerrin Özer’den “Bir gülü sevdim” yakışmaz mı hüngür hüngür ağlarken..
Yada evet o adamla biz asla olamayız, biliyoruz.. O zaman Gülşen’den “Hükmen Mağlup”…
Yada gece bara gittiğinizde “Model” ile zıplamak keyif vermez mi insana J

Müzik özgürlüğüdür ruhumuzun. Özgür ruhların yüksek duvarları olur mu?
Hal böyle olunca sanırım en güzel cevabı herkese Işın Karaca verdi !
Arabesk  albümlerle hemde!
O güçlü Jazz-Blues sesi ile yıllardır acılı arabesk sayılıp tabu gibi “ayyyy arabesssk mii! Hayatta dinlemeeeemm” denen şarkıları öyle bir yorumladı ki o burun kıvıranların hepsi “Arabesque”ci oldu :)
Arabesk out! Arabesque in! yani..
Dün tv de bir programda Işın Karaca ile ropörtaj yapılıyordu ve alt yazıda “Arabeskin yeni kraliçesi Işın Karaca” yazıyordu :)
Müzik evrenseldir.
Afrikalı bir kabilenin etnik halk müziğine ayağımız ile tempo tutan biz Amerikalı bir rock grubu ile deliler gibi coşabilir Dönülmez Akşamın ufkundayız ile kederlenip rakı kadehini tokuşturabiliriz J
Hepsi bizim!
Hepsi bizim!

Ben müzik kültürsüzüyüm!
Hepsini dinlerim.. Severim.. Söylerim! Söylerken biri beni durdursun yada kaçan kurtarsın kendini :)


16 Temmuz 2011 Cumartesi

".*."

"beklemenin bir onuru var arkadaş..
Ya bekledigin bir gun cıkıp gelmeli.
Ya da
Biliyorsan sayet asla gelmeyecegini,
Bekledigin bekledigini asla bilmemeli.."

G.T.D.

 

12 Temmuz 2011 Salı

Kırık Kalp Nakli...

Kaç kırık kalp var dört odacıklı kalbinizin içinde? Parçaları arada batıp,içinizi kanatan kaç tuz buz olmuş kalp taşıyorsunuz ruhunuzda? Acısı sözlere sığmayacak olan kaç tane vazgeçiş taşıyorsunuz siz? "Şimdi olsa" diye başladığınız cümleleriniz vardır sizin; şimdi olsa başka türlü olur muydu diye düşünüyor musunuz hiç? Dilinizin ucuna kadar gelip bir anda sizden kopup ses olan kim bilir kaç tane cümle kurdunuz; kaç can yaktınız o seslerle..Oysa siz haklıydınız, siz üzülmüştünüz, sizi üzmüşlerdi; hakkınızdı aslında sizi üzeni üzmek..Peki siz kaç kere kendinizi karşınızdakinin, sizi üzenin yerine koydunuz? Nedenleri, niçinleri düşündünüz mü? Nasıl böyle olmuştu kendinize sormuş muydunuz? Ben size şimdi aslında sizin kendinize tanımadığınız hakkı tanıyorum; düşünün istiyorum..

Benim yüreğimde taşıdığım bir kırık kalp var; itiraf ediyorum işte..Tek bir cümle kurmadan geri dönüp gittiğim bir insan var..Altı senedir onun kırılan kalbiyle yaşıyorum; uyuyorum, uyanıyorum, yemek yiyorum, gülüyorum ve yaşıyorum..Arada aklıma geliyor ne acı ki kızgınlığım o kadar geçme noktasına gelmiş ki susup onu düşünüyorum.. Ben çocukken ben ve kardeşime annemden gizli yumurta pişirişi geliyor aklıma; ben hala sahanda yumurta yemeyi çok seviyorum ve onun pişirdiği gibi olmuyor. Arabasıyla beni gezdirişi, yaz akşamları evin çatısında mangal yakışını, yeşil gözlerini kocaman açıp "hepsi bitecek" demesini, asma çardağının altında oturup sohbet edişlerimizi, benim hızla büyümemi, onunsa her daim gözümde genç kalmasını düşünüyorum.. Gülümsemesi, kızgınlığı, sakinliği, beni sevmesi güzeldi onun.. O benim dayımdı..

Altı sene evvel geçirdim ben kırık kalp naklimi..Uygun bir donör arayışım yoktu; herşey bir anda oldu.. Ben ona kızdım, o hiç birşeyden haberi yok gibi yaptı ve sanırım o noktada koptu herşey.. Bitiş.. Tek bir cümle kurmadım ben..Oysa ben küçüktüm ondan, herhangi bişeyi yanlış anlama lüksüm yoktu, yanlış anlasam bile sormam gerekirdi, içimdekini ona anlatmam gerekirdi...Yapmadım;sustum.. O görmezden geldi, farketmedi.. Dedim ya, ben küçüktüm ondan; yarı şaka yarı ciddi kulağımı çekip "noluyor bakalım" demesini bekledim belki de.. O sorsa ben söylerdim; sormadı.. Altı sene geçti.. Dayımsız, dayım olmadan geçen altı koca sene.. Ne çok isterdim kırık kalp naklinin de bir süresinin olmasını.. Herhangi hastane odasına benzeyen bembeyaz bir odada dayımla karşılaşıp kırık kalp naklimin tamamlanması adına onda kalan kalp parçalarının bana naklini..

Bugün ikinci kez dede oldu benim dayım; benim hala genç gördüğüm o adam şu anda iki torunlu bir dede.. Arayamadım; ister utançtan diyelim ki aslında her pişmanlık sahibi garip bir de utanç taşır, ister ondan duymak istemeyeceğim cümlelerin olma ihtimalinden arayamadım.. Mesaj attım.. geri dönmedi bana.. Haklı mıydı bilmiyorum ama ben bugün hazırdım onun sesini duymaya..
Durdum ve bekledim..
Altı sene nasıl bekledimse bekledim durdum..

Dayımla tekrar görüşür müyüm bilmiyorum... Bunları yazmak istedim sadece.. Yazayım ve içimdekileri göreyim istedim.. Ayrıca istedim ki benim farkettiğimi herkes farketsin.. Ben bu dünyada kırık kalp nakli yapılan tek insan olmamalıyım.. Sizler yani bu yazıyı okuyanlar şayet benimle aynı durumdaysanız ve artık inanılmaz sancı veriyorsa dört odacıklı kalbinizde taşıdığınız kalp kırıkları bugün bir şekilde ulaşın o kalbin sahibine.. Hani olur ya yokluk varlığı geçmiştir ve önemi kalmamıştır yaşanılanların ilk adımı siz atın.. Her sizi kıranı değil yokluğu boşluğa döneni arayın; beraber güldüğünüzü, çok sevdiğinizi bırakmayın..

Kaç kırık kalple yaşıyoruz acaba? Onların toplamı da acaba yumrugunuz kadar mıdır? Kalbinizdeki kırıkların sahibinin canı yandığında sizin de canınız yanıyor mudur? Onların rüyaları size nakil oluyor mudur aynı kalp parçalarını taşırken? Siz onun adını geçirirken aklınızdan, sizin adınız da düşüyor mudur onun aklına? Bu arada; peki ya sizin kalbiniz hangi insanın kalbinde paramparça duruyor acaba?

Gaye Tanaydın Dursun

9 Temmuz 2011 Cumartesi

^_^

Benim ahımı almazsın da, korkarım Allah'ın gücüne gidecek bana yaptıkların..

*-*

Kendime yalan söylemeye başladığımdan beri kimseye inanmıyorum.... 
(Dom Za Vesanje)